Anasayfa / Fotoğraf / DSLR Fotoğraf Makineleri

DSLR Fotoğraf Makineleri

DSLR Fotoğraf Makineleri

DSLR makineler artık günümüzde birçok kişi tarafından kullanılan amatör olsun profesyonel olsun fotoğrafçılıkla uğraşan veya fotoğrafçılığa merak saran kişilerin tercihi olan bir makine türü. SLR makinelerin dijital versiyonu olan DSLR makinelerinde “D” kısmı “sayısallığı” yani “digital” ibaresini refere etmektedir. “SLR” kısmı ise “Single Lens Reflex” kelimelerinin baş harflerinden oluşur. Bunun anlamı da tek objektifli, aynalı anlamına gelir. Makine üzerinde bir adet objektif bulunur. Objektifin sensör üzerinde oluşturacağı izdüşüm aynı zamanda vizör üzerinden eş zamanlı olarak takip edilebilir. Vizörü Türkçe kullananlar Bakaç olarak isimlendirirler bu da bir dip not olsun. Bu durum rangefinder olarak nitelendirdiğimiz telemetrili fotoğraf makinelerinde paralaks oluşumunu engeller.

Paralaks nedir hemen buna değinelim. Paralaks, objektif ile vizörün herhangi bir konuya bakış eksenlerindeki seviye farkından dolayı, vizörden görülen ile kayıt edilen görüntü arasında oluşan çerçeve farklılığıdır. Özellikle bu durum yakın plan çekimlerinde ortaya çıkar. DSLR makinelerde de 35 mm tabiri kullanılır. Bu tabir eski tipte film kullanan makinelerden gelmektedir. DSLR makineler temelde 2 ana bölümden oluşurlar. Bunlar gövde ve objektiftir.

Gövde:

Işığı tutan kısım gövdedir. Fotoğraf makinesinin kalitesine bağlı olarak alüminyum, magnezyum alaşım, polikarbonat malzeme ile kompozit olarak üretilirler. Bir fotoğraf makinesi gövdesi üzerinde temelde aşağıdakiler yer alır:

  • Sensör (algılayıcı)
  • Obtüratör (örtücü)
  • Vizör (bakaç)
  • Pozometre (ışıkölçer)
  • Ayna
  • Pentaprizma

Sensör ve Görüntü İşlemcisi:

Piksellerden oluşan bir yapıdır. Işığa duyarlıdırlar. Chipset adını verdiğimiz yarı iletken malzemeden üretilmiş bir alan üzerine oturtulurlar. Çalışma prensiplerine göre CMOS, CCD, X3 veya 3CCD olarak adlandırılırlar. Piksel sayısı ne kadar artarsa görüntü çözünürlüğü de o derece artacaktır. Pikseller dijital görüntüyü oluşturan ışığa duyarlı en küçük algılayıcı üzerinde yer alan hücrelerdir. Bunlar algılayıcı üzerinde yatay ve düşey eksenlerde yer alırlar, buradaki sayı ve sıklıkları piksel yoğunluğu olarak adlandırılır. Piksel yoğunluğuna bağlı olarak görüntünün renk derinliği, kontrastı ve parlaklık değerleri ortaya çıkar. Piksel yoğunluğu inç kare başına düşen nokta sayısı (DPI) veya inç kare başına düşen piksel sayısı (PPI) olarak birimlendirilir.

 

Fotoğrafın oluşturulmasında bu değerlerin yanında görüntü işlemcinin analog olarak aldığı veriyi, dijital hale dönüştürme algoritmaları da önemlidir. Özellikle görüntü işlemcinin pozlandırma sonrası her bir pikselde var olan elektriksel veriyi dijital hale dönüştürme ve depolama ünitesine kayıt etme hızı da önem arz etmektedir. Bu hız birbiri ardına seri çekim esnasında elde edilen görüntülerin işlenmesinde önem kazanır. Yüksek çözünürlüklü görüntü dosyaları işlenirken bu süreç belli bir zaman alacağı için bazı DSLR makineler o esnada başka bir işlem yapamazlar, bloke olabilirler. Dolayısı ile bu süreçte işlem sonlanana kadar kullanıcısını bekletir. Bazı DSLR makinelerde ise çift görüntü işlemci olması nedeni ile görüntü işleme süreci oldukça hızlı gerçekleşir. Özellikle hareketli görüntülerin olduğu spor müsabakaları, yarışlar, moda sahneleri, belgesel ve haber fotoğrafçılığında ardı ardına seri çekim çok önemlidir.

Sensör üzerinde yer alan hücrelerin yatay ve düşey eksen üzerinde yer alan sayılarının çarpımı sensörün görüntü çözünürlüğünü tanımlar. Örneğin 24 MP bir fotoğraf makinesinin sensörü üzerinde yatayda 6048 piksel, düşeyde 4032 piksel yer alır. Bu da yaklaşık olarak 24 MP çözünürlük demektir. Piksel yoğunluğunun artması yüksek çözünürlük sağlar. Bu sayede fotoğrafta konu daha ayırt edilebilir nitelikte renk derinliğine, ton kontrastlığına ve parlaklık değerlerinin en üst sınırda olabilmesine imkan tanır. Ama tabi böylelikle, görüntü işlemcisinin hızı ve işlenen görüntünün kaydedilmesi biraz yavaş olur. Burada iyi bir makine gövdesi önemlidir. Ayrıca yüksek çözünürlüklü fotoğrafların boyutları da artmaktadır. Bu nedenle daha yüksek kapasiteli bellek kartları kullanmak gerekir. Tüm bunların aksine piksel yoğunluğu az ise yani düşük çözünürlüklü bir makinede konunun ayırt edilebilir özellikleri, renk derinliği, ton kontrastı ve parlaklık değerleri minimum kapasitede olur. Görüntü işlemcisi daha hızlı işlem yapar, daha kısa sürede kayıt imkanı sağlanır. Bu görüntülerin dosya boyutları da küçüktür.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir